Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
ALIŞ | SATIŞ | ||
USD | 37,8559 | 37,9241 | |
EURO | 40,8746 | 40,9482 | |
HACI MEHMET ERGİN
Hacı Ali Ergin oğlu (Behram ağa) Hacı Mehmet Ergin 25.12.1926 yılında Rize ili İkizdere ilçesi ilica köyü Kürtomilar mahallesinde dünyaya gelmiştir. Kürtomilar; Bugün Köyümüzde çay alım evinin bulunduğu mevki’ye o zamanlar verilen isimdir.
Hacı Mehmet Ergin soylarının Romanya’ya dayandığını ve dedeleri olan Alika dedenin Romanya’nın Osmanlı İmparatorluğundan ayrılmasıyla maruz kaldıkları baskı ve zulümlere aha fazla datanamayıp Türkiye’ye hicret etmek zorunda kaldıklarını Ali Ergin ile ilgili yazımızda bahsetmiştik. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi ise Hacı Mehmet Ergin’in kendisinin yazmıp 2016 yılında yayınlamış olduğu “ BEYAZ YOLUM” adlı kitabında mevcuttur.
Hacı Mehmet Ergin’in kaleme almış olduğu “BEYAZ YOLUM” adli kitap köyümüz adına tarihi bir vesika niteliğinde olup, mutlaka temin edilip okunması gerektiği hususu, tarafımızdan tüm okuyucularımıza tavsiyemizdir. Her akrabanın kendi geçmişi hakkında mutlaka bir bilgi ihtiva eden bu kitap kütüphanelerimizdeki yerini alarak, torunlarımıza bırakabileceğimiz çok kıymetli bir eserdir. Ayrıca bu kitap Hacı Mehmet Ergin’in atılımcı, girişimci ve medeni cesaretini ortaya koyması açısından genç dimağların feyiz alabilecekleri bir rehber olacaktır. İlkokul ikinci sınıf talebesi iken bile Rize Valisi ile makamında, halini arz ederek tepeden tırnağa nasıl giyindirildiğinden tutun, Türkiye Cumhuriyetinde hangi ilklere nasıl imza attığını ve Kamu sektöründen Özel sektöre kadar tüm kuruluşlarda nasıl aktif görevler aldığını ve almış olduğu sorumlulukların üstesinden gelebilmek için nelere katlanmak zorunda kaldığı görülecektir. Keçi çobanlığından fabrikatörlüğe gelmenin hikâyesi bu eserde mevcuttur.
Hacı Mehmet Ergin 1940 yılında İkizdere’deki Papes mevkiinde bulunan ilkokulda eğitim hayatına başlamıştır. Papes; Cimil ve Velkü derelerinin birleşmiş olduğu noktada Homeze (Demirkapı) köyünün eteklerinde bulunan, İkizdere’den ilica köyü yol ayrımının hemen başlangıcındaki, tarihi taş köprünün karşısında bulunan yerin adıdır.
O günün şartlarında tek öğretmenle eğitim veren ve bugünün şartlarındaki liseler ayarında ve belki de daha üst seviyede eğitim alınmasına vesile olan ilkokulda, köyümüzden belli başlı kişiler eğitim alabilmiştir. Hacı Mehmet Ergin’in yanı sıra Mahmut Aksu (Eğitmen), Feyruz Yılmaz, Dursunali Aksu (Atölyeci) gibi şahsiyetler ilk akla gelenlerdendir. Öğretmenlerinin Manle (Rüzgarlı) köyünden Osman Köseoğlu olduğu, bu okulda civar köyler; Manle, Mize, Kafkame, Ethone ve Vane’den toplam beş yüz civarında talebe bulunduğu bu kitapta beyan edilmektedir.
Fakir bir aileye mensup olan Mehmet Ergin zor şartlarda eğitimine devam etmiştir. Maddi yönden sıkıntılı bir dönem geçirmeleri nedeniyle İlkokul ikinci sınıf öğrencisi iken Rize Valisi ile Makamında görüşerek kendisine üst baş ve kırtasiye malzemeleri alan, aynı zamanda bu şekilde birçok arkadaşının da yardım almasına vesile olan Hacı Mehmet Ergin çocukluğundan beri üstün zekâ ve kabiliyete sahip bir şahsiyetti.
1943 yılında likapa (Yaban mersini)’dan çay imal ederek kardeşi Hayreddin ile birlikte Rize’de satarak para kazanmaya başlamıştır. 1944 yılında ilk kez babasıyla beraber İstanbul iline gelmiştir. O zamanlar İstanbul iline ulaşım Vapurla yapılmaktaydı. 1945 yılında ilkokulu bitirmiş olarak yine babası ile birlikte sekiz günlük bir Vapur yolculuğu neticesinde İstanbul’a gelmiş ve zorlu iş hayatina başlamıştır.
O zamanlar tekstil üzerine kurulu olan Sümerbank ’ta işe başlayan Hacı Mehmet Ergin üstün kabiliyet ve becerisi ile kısa zamanda Sümerbank fabrikasında kalifiye eleman sıfatını kazanmıştır. Fabrika Müdürünün ’de teşvikiyle 1948 yılında Akşam sanat okuluna kayıt yaptırmıştır.
İş nedeniyle yurt dışına gitmiş olduğu ülkelerde, işi ile ilgili tüm makineleri bir mühendis gibi titizlikle inceleyerek, o zamanlar çoğunlukla plastikten olan ve sık sık arıza yapan makine parçalarını kendi kurmuş olduğu özel tezgâhlarda üreterek fabrikanın yurt dışına ödemek zorunda olduğu paraları engelleyerek ülke ekonomisine katkı sağlamıştır. Bütün arzu ve hayali kendi fabrikasını kurarak Vatana ve Millete faydalı olmak olan Hacı Mehmet Ergin ilk girişimini Trabzon ilinde bir silah fabrikası kurmak olmuştur. Bu hususta gerekli plan ve programını yaparak maddi destek problemini çözmek amacıyla (Keçeli) Hacı Hasandan almış olduğu beş yüz lirayı babası Hacı Ali (Behram ağa)’nın aniden rahatsızlanması ve ameliyat olası gerektiğinden hasta hanelerde harcamak zorunda kaldığından bu girişimi maalesef gerçekleşememiştir.
1949 yılında İstanbul ili Bakırköy ilçesinde bir arkadaşı ile birlikte o zamanlar kullanılmakta olan gaz ocakları ve su pompaları tamir etmek üzerine açmış oldukları dükkân arzu ettikleri düzeyde getiri sağlamadığından kapatılarak iş değişikliğine gidilmiştir. Bilgi ve beceri bakımından en az kendisi kadar mahir olan geniş bir çevre edinen Hacı Mehmet Ergin ortaklaşa kurmuş oldukları şirketlerle inşaat sektörüne atılarak İstanbul ilinde birçok kişinin ev sahibi olmasına vesile olmuştur. Çeşitli kooperatifler kurarak Bakırköy, Merter ve Zeytinburnu’nda binalar yapmıştır.
Fabrikada çalışırken bir iş nedeniyle gitmiş olduğu Beşiktaş’taki plastik “tavla” pulu imal eden iş yerini gezerek makineleri inceleyerek Türkiye’de ilk kez Polyamid cinsi plastik fabrikasını kurmuştur. Bozkurt mensucat fabrikasının ve “İMES”in kurucularındandır. 1976 yılında İstanbul Pendik ilçesi Kurtköy’de “LAKSAN A.Ş.” fabrikasını kurmuştur. Oğulları Eyüp Ensari, Sabahattin Ali ve Zafer Bey’in yürüttükleri “ÜÇER” inşaat şirketinin kurucu mimarlarındandır.
Kendi beyanına göre 96, bizim bildiğimiz 93 yaşında 2019 yılında aramızdan ayrılan Hacı Mehmet amcamızın kabri; İstanbul ili Edirne kapı mezarlığında 12. Kısımda, Mezarlığa giriş istikametine göre Surlara yakın bir yerde, Yanında “TANLI” ailesi, önünde “GÖRE” ailesi mezarlıkları bulunan, Vahdettin Akçıner hayratı olarak yaptırılan Su çeşmesinden girişte sol tarafa kalan yerde, Babası, Annesi ve Eşi ile birlikte metfundur. Mevla’m hepsine de gani gani rahmet eylesin, Makamlarını Cennet etlesin.
Hacı Mehmet Ergin’in yetişmiş olduğu ortamı beyan açısından, kitabinin da özeti mahiyetinde olan ve gelecek nesillere manifesto niteliğinde olan şu beyanı yorumsuz olarak arz etmek isterim.
Beyaz Yolum adli kitabından alıntıdır. “Annem babam bizi büyütürken, bize; Yalan söylemeyeceksiniz. Yalan söylemek çok günahtır. Haram yemeyeceksiniz. Hatta başkalarının meyvelerinden sahibinin izni olmadan yemeyeceksiniz diye nasihat ederdiler. Askerlik ocağı Peygamber ocağıdır, Askere gideceksiniz. Şehit olmak için öne atılmayacaksınız, o zaman şehit sayılmazsınız. Harp esnasında düşman seni vurmaya kalkar, vuramazsa sıra sana gelir düşman elini kaldırıp teslim olduğunda onu vurursan katıl olursun, demek suretiyle bize Askerlik dersi verirlerdi.
Her yapacağımız işte Allah’ın rızasını arayıp ona göre davranmamız gerektiğini bize öğütlerlerdi. Bu insanlar Mektep medrese görmemişlerdi, bize yol göstermişlerdi, irfan sahibi idiler. Rize’nin İkizdere kazası, ilica köyünde 1926’da başlıyordu benim hayat hikâyem.
Beni ben yapan, ben olmama, yollarımın bembeyaz olmasına sebep olan büyüklerimle kitaba başladım. Çocuklarıma, torunlarıma, beni tanıyan herkese bir hatıra olsun, bembeyaz bir yol olsun istedim.” Diyor Hacı Mehmet amcamız.
Hacı Mehmet Ergin amcamızı yazarken sevgili eşi Hacı Hafız Melek Ayşe hanımefendiden bahsetmezsek haksızlık etmiş oluruz. Çünkü her başarılı erkeğin arkasında güçlü bir bayan vardır. Bu, tarihte delillerle ispat edilmiş bir gerçektir. Ardında idareli, dirayetli ve güçlü bir bayan olmayan erkeğin, istenilen seviyede güçlü olması mümkün değildir.
Cennet mekân, Rahmetullah-i aleyh Melek hanımı anlatmak bizim gibi bir Fakir’in izah edebileceği bir durum değildir. Aczi ’yetimizi önden bildirerek şahit olduklarımızla yetineceğiz. Her ikisine de kavuşma ve tanışma imkânını bahşeden Rabbime nihayetsiz ve sonsuz hamd’u senalar olsun. Mevla’m herkese böyle güzel insanlarla tanışmak ve hemhal olmak nasıp eylesin.
Aslen İkizdere Kabahor köyü’nden olan Melek hanımın ailesi Rize ili Kale Mahallesinde ikamet etmekte idiler. Bizde ailece Kalede iki yıl çay (yarılığa) toplama işi yaptığımızdan melek hanımın Babasını, Annesini ve iki kardeşini tanıma imkânına sahip oldum. Bir kardeşi Kazım Kan, ev sahibimiz idi. Genç yaşta kalp krizinden vefat etti. Allah rahmet eylesin. Diğer Kardeşi Osman Kan Kulak, Boğaz, Burun hastalıkları mütehassısı olarak Rize Devlet Hastanesinde görev yapmıştır. Doktor Osman Kan’ın ayrıca Rize Merkezde bulunan Park’ın karşısında özel muayene hanesi vardı. 1980 döneminde darbeden sonra kurulan ANAVATAN Partisinden Millet Vekili olarak bir dönem Mecliste hizmet yapmıştır. Özel Muayene hanesinde, Fazlı dayımın oğlu Ahmet Balcı yanına çalıştığından Ağabeyim Hasan Balcı ile birlikte sık sık yanına giderdik.
Hacı Mehmet Ergin yazmış olduğu “Beyaz Yolum” adli kitabında Kaim Babası ve kaim biraderleri için çok detaylı bilgiler yazmıştır. 13 Kasım 2012 yılında vefat eden Melek hanımla 58 yıl 38 günlük bir ömür beraber olduklarını, (La ’teşbih) Melekler gibi bir hayat yaşadıklarını kitabında beyan etmiştir.
Dini sohbet ve vaazlarda Efendimiz (sav)’in aile hayatından örnekler verilerek, olması gereken dini kurallar çerçevesinde genç nesillere nasihatler yapılmaktadır. Önderimiz, Örneğimiz ve Liderimiz olan Efendimiz (sav)’in aile hayatını bilmek, bilmiyorsak öğrenmek dini bir vazifemizdir. Ailede huzur, İslam’ı bir yaşayışla ancak mümkün olur. Eşlerin birbirlerine olan “Rıza’larıyla” ancak cennet mümkün olur. Aksı takdirde hem Dünyada hem de Ukba’da sonuç hüsran olur.
Hz. Hacer, Hz. Meyrem, Hz. Hatice, Hz. Ayşe, Hz. Fatma (ra) gibi şahsiyetler ile önceki yazılarımızda konu olan Vesile Hanımlar ve bu yazımıza konuk olan Melek hanımlar rehberimiz olmalıdır. Hacı Mehmet Ergin amcanın gerek kitabından okuduğum ve gerekse bizzat kulaklarımla işittiğim bazı mevzuları mukayeseli olarak burada izahta kanımca bir beis görmüyorum. Hata yaparsam Rabbimden “affımı”, ailelerden “özrümü” niyaz ediyorum.
Melek hanım yaşantısı ile Sahabe dönemindeki hanımlara has bir yaşantıya sahipti. “Otu çekeceksin köküne bakacaksın” derler ya, Çok doğru derler. Bu hususu her daim dile getirenlerdenim. Evliliklerde göz önünde bulundurulması gereken önemli bir kriterdir. Melek hanım çocuk yaşında Hafız olmuş bir şahsiyettir. Eş tarafından, Müderris Mehmet Efendinin müezzinlerinden Hacı Ali Ergin, Eşi ise Hacı Ali Ergin’ın yetiştirmiş olduğu Hacı Mehmet Ergindir.
Hafız Hacı Melek Ayşe Hanım Efendi; İyi bir insan, iyi bir Müslüman, iyi bir eş, iyi bir anne, iyi bir akraba ve iyi bir komşuydu. İyi bir insan olarak, benim tanıyabildiğim ve çevresinde benden daha çok tanıyan ve yakinen bilenlerin anlatımlarıyla: yanında bulunanların huzur bulduğu, kendilerini güvende hissettikleri, her türlü müşkülatlarında rahatlıkla dertleşebildikleri ve anlatımlarıyla yüreklerin ferahlandığı, sığınılacak güvenilir bir liman olduğu beyan edilmektedir. Sabrı öğreten, hakkı tavsiye eden, duruşuyla ve gülüşüyle kalplere seki ’net veren değerli bir insandı.
İyi bir Müslüman; Çocuk yaşında hafızlığını tamamlamış, verilen ömür sermayesi içerisinde Hac, namaz, Oruç, Zekât ve Kelime-i şehadet gibi dinin alametlerinden olan vecibelerini (Bi iznillah) tamamlamış, Ahlaklı, dürüst, doğru, hakkın ve haklının yanında yer alan, cömert, talebelerin ”Melek ”annesi, misafirperver bir insandı.
İyi bir eş: Sevgili eşleri Hacı Mehmet Ergin’in anlatımıyla; Dünyalık ömürlerinin 58 yıl 38 günlük birlikteliklerinde, birbirlerini hiç üzmemiş, hiç kırmamışlardır. Birbirlerine hiç darılmamış, hiçbir gün küs kalmamışlardır. Gelen misafirlerine karşı kendisini hiç mahcup etmemiştir. Hatta ve hatta doğuma giderken bile yanında bulunan kişiye sıkı sıkıya tembih ederek Mehmet amcanızın yemeğini veremedim, sız gidin amcanızın yemeğini verin diyerek evden çıkıp Hasta haneye giden bir insandı. Eşinin tün söylemelerine rağmen yatak odasında dahi “Melekler var, onlar bizi görüyor” diyerek başı açık yatmaktan hayâ eden bir insandı.
İyi bir anne: İyi bir Anne olduğunun asıl cevabi çocuklarındadır. Ancak ben bir anekdotumu paylaşarak bu konuya ışık tutmak isterim. 2010 yılında bir Ramazan günü Sultanbeyli Belediyesine ait ( O zamanlar Büyükşehir belediyesine bağlı idi ve Bld. Bşk. Sn. Rah. Kadir Topbaş idi) Necmettin Erbakan Kültür merkezinde bir konferansa iştirak ettim. Konferans’ı veren (o zamanlar İstanbul Müftülüğü baş vaizi) Emekli Vaaz Sayın Mustafa Akgül’dü. Sine vizyon gösterileri eşliğinde, dini meseleleri ihtiva eden bir konferans olması, hocanın anlatıma lezzet katmasıyla beni son derece etkiledi. Başta Sultanbeyli Kaymakam’ı Mehmet Ceylan, Belediye Başkanı Hüseyin Keskin olmak üzere üst düzey bürokratlar ve yoğun halk katılımıyla gerçekleşen bu konferansta Mustafa Akgül hocamı görmek arzusuyla yapmış olduğum hamleler neticesiz kaldı. Protokolü aşarak Hocama ulaşamadım. Çocuklarla birlikte üzgün bir şekilde aracıma doğru gittim ve araca binerek çalıştırdım. Bir yandan da hanıma söylenerek; Ya hu ben bu hocayı çok görmek istiyorum, ben bu hocanın elini öpmek istiyorum diyerek söyleniyordum.
Tam bu esnada Mustafa Akgül hocam Sultanbeyli Belediyesi Kültür Müdürü Halil Bey ile birlikte Belediye binasına gitmek üzere aracımın yanından geçiyorlardı. Derhal araçtan aşağı inerek Mustafa hocama kendimi takdim ederek müsaade ederseniz elinizi öpmek istiyorum dedim. Yanında bulunan Halil beyle zaten tanışıyorduk. Hocama benim emniyet mensubu olduğumu söyledi. Bense; Emekli bir İmam’ın oğlu olduğumu, İmamlıktan geldiğimi ve halen üç kardeşimin aktif olarak İmam Hatiplik görevi yaptıklarından bahsettim. Ayaküstü sohbet ne kadar olursa, işte onunla yetinmek zorunda kaldım.
İşin enteresan yönü şu ki: Mustafa Akgül hocamı, 13 Kasım 2012 yılında vefat eden Hafız Hacı Melek Ayşe Ergin’i Edirne kapıda yukarda bahsetmiş olduğum yerde defnederken gördüm. Kalabalıktan Mezarlığın yanına ulaşma imkânı bulamadım, ancak Mustafa Akgül hocayı gözden kaybetmemek için yoğun bir çaba sarf ediyordum. Bol Miktarda hoca efendi mevcuttu, Yasın süresini her hoca bir sahife okuyordu, ardından “Tebereke” ve ardından okunan her bir kısa süreyi ayrı bir hoca okudu. Duayı oğlu Eyüp Ensari abı yaptı ve yavaş yavaş insanlar mezar ’in başından ayrılmaya başladı. Benim gözüm Mustafa Akgül hocada, insanlar ayrıldıkça ben mezarlığa biraz daha yaklaşıyorum, derken mezarın yanına geldim Mustafa Akgül hocam halen oradan ayrılmamıştı.
Hocanın yanına giderek yine kendimi takdim ettim ve Sultanbeyli Belediyesi Necmettin Erbakan Kültür merkezindeki konferansını hatırlattım. Hocam Bana; sizin neyiniz olur diye sordu. Ben, köylüm, akrabam ve dede baba dostu dedim. Ben hoca’ya siz nerden tanışıyorsunuz diye sorunca Mustafa Hoca: “ Benim Annem Annem” diye cevap verdi. İkimizde gözleri nemli, ellerimiz birbirine kilitli olarak bir müddet kala kaldık.
Daha sonra öğrendim ki; Hafız Hacı Melek Ergin annemizin elinden yemek yemeyen, hizmet görmeyen (o devrin talebelerinden) yokmuş. Cumhur Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ( o zaman) Sultan Ahmet Camii Baş İmamı Emrullah Hatipoğlu, Gazeteci Araştırmacı Yazar İbrahim Balcı, Rahmetli Babam Hafız İsmail Balcı ve daha niceleri.
Şair diyor ya: “Kamil insan odur ki Dünyaya koyar bir eser, eseri olamayanın yerine yeller eser” Eserlerinizle gönüllerdesiniz, Melek Anne!, Mehmet amca! Mevla’m sizlere gani gani rahmet eylesin. Başta aile efradınız olmak üzere, eserlerinizle Hav-ı Kevser’de buluşmak dileğiyle sizleri “Ğafurrurrahim” olan rabbime emanet ediyorum. Hakkınız ödenmez ama siz haklarınızı lütfen helal ediniz.
Mustafa Akgül hocam sosyal medya ve TRT aracılığı ile dini hizmetlerini, tebliğ görevini halen sürdürmektedir. Çok güzel bir anlatımı olan Hocamı takip edilmesini âcizane tavsiye ederim. Bir görüşme vesilesiyle Mehmet Ergin Amcamla Mustafa Akgül hocamın evine gittik ve yemeklerini yedik. Kendilerine şükranlarımı arz ediyor, hayırlı uzun ömürler temenni ediyorum.
Bir sonraki yazımızda buluşmak dileğiyle; Esselamü aleyküm, ve rahmetüllh’ı ve berekatühü.