• slayt
  • slayt
  • slayt
  • slayt
  • slayt
  • slayt
  • slayt
  • slayt
  • slayt
  • slayt
Duyurular

Sayın Üyelerimiz, Yüksek öğretim kurumlarında eğitim gören üniversite öğrencilerimize burs sağlanmaktadır. Öğrenci burslarına yapmış olduğunuz katkılar için teşekkür ederiz.


**DUYURU** 
01/10/2008 tarihli ve 30552 sayili Resm  Gazete'de yayımlanan Dernekler Yonetmeliginin 83. maddesine göre derneklerin üyelerine ait bilgileri DERBIS'e (Dernek Bilgi Sistemi ) kaydetme zorunlulugu getirildi. Bu nedenle 2022 yılına  ait aidatların ödemesi ve sistemdeki kişi listelerinin güncellenmesi gerekmektedir.Üye bilgilerinin iletilmemesi veya yıllık aidatın ödenmemesi durumunda Dernek Tüzüğünün ilgili Maddesi gereği üyelikleri düşmüş olacak.
“ Dernek üye aidat ödemelerini  AKBANK  İSTANBUL ÇAĞLAYAN ŞUBESİ TR980004600352888000054496  nolu  iban numarasına gönderebilirler açıklama kısmına 
Aidatı gönderen kişinin Adı Soyadı TC ve telefon numarasının yazılzması gerekiyor.
Ayrıca üye aidat borcu olmayan üyelerimiz  isterlerse “ bağış veya Öğrenci  burs ödemesi”olarak ödeme gönderebilirler.
Sevgi ve saygılarımızla. Dernek Yönetim kurulu adına
Başkan  Turan BALCI


Düğün Nikah ve diğer planli etkinlikleri https://www.ilicakoy.com/Etkinlikler sayfasından takip edebilirsiniz.


Rize Hava Durumu
Anket
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 37,8637   37,9319
EURO 41,7400   41,8152
       
Özlü Sözler
İstemek "istiyorum" demek değil, harekete geçmektir. (A.Maurrois)
HACI MEMİŞ BALCI

HACI MEMİŞ BALCI

 

        Hacı Memiş Balcı mezar taşına yazılı bulunan kayıtlara göre 11.01.1914 İkizdere İlica köyünde dünyaya geldi. Babasını adı Hacı Molla Hasan (Keçeli), Annesının adı ise Ayşe (İsparta)dir. 23.07.2019 tarihinde vefat etmiş olan Hacı Memiş bu kayıtlara göre 105 yıl yaşamış olduğu anlaşılmakta ise de, kendi beyanına göre 110 yaşında olduğunu ifade ederdi. O zamanlar doğan çocukların düzenli olarak Nüfus Müdürlüğüne bildirilmediği, geç bildirildiğini ve bunun da birkaç sebebinin olduğunu söylerdi.

 

        O zamanlar ülkenin içerisinde bulunmakta olduğu çalkantılı durum, Nüfus Müdürlüğüne ulaşım zorluğu ve biraz da ihmalkârlığın vermiş olduğu rehavetle genel olarak Nüfus kayıtlarının doğru olarak yapılmadığı herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Her ne ise, Ecdadın yaşlarından çok yaşantıları bizi ilgilendirdiğinden buraya fazlaca takılıp kalmayacağız.

 

        Hacı Memiş Balcı’nın baba tarafından dedesi; Müderris Mehmet efendinin kardeşi Hüseyin ustadır. Anne tarafından, Hacı Abbas Tekinin babası Mustafa Tekin’dir. Birçok hastalığın araştırılması yapılırken daha önce, ailede bu hastalığın olup olmadığı soruşturulup irsîlik durumu tespit edilmeye çalışılmaktadır. Soy ’un asalet üzerine olan etkisi inkâr edilmeyecek bir gerçektir. Hacı Memiş Balcı’nın soyu Hüseyin Dede’ye ve Mustafa Dede’ye dayanmaktadır.

 

        Bu güne kadar yazmış olduğumuz ve bundan sonra yazacağımız ecdadımızın hepsi bizim için kıymetlidir. Yapılan eksiklikler, ya kelimelerin kifayetsizliğinden veya bizim bilgisizliğimizden kaynaklanmaktadır. Hacı Memiş Balcı’yı ifade etmeye çalışırken; Çocukluk döneni, gençlik dönemi, İstanbul ili Şişli (M.Köy) ilçesi dönemi, İstanbul ili Fatih ilçesi dönemi, iş hayatı ve Siyasi hayatı olarak kısımlara ayırarak incelemeye çalışacağız.

 

        O zamanlar çocuklun beş yaşına kadardı. Altı yaşında, herkes bir iş başında olmak zorundaydı. Hacı Memiş Balcı da babası ile birlikte Koyun ve Keçi sürülerinin yanı sıra büyük baş hayvan çobanlığı ile çobanlık hayatına başlamıştır. Çobanlık ile birlikte çiftçilikte yapmaktaydılar. Köydeki ahpınlerin (Bahçe) lerin yanı sıra Avene ve Bulanıksu mezrasında da ekip biçme işleri yaparlardı. Mısır ve Patates başta olmak üzere; Fasulye, Kabak, Soğan, lahana gibi mahsullerden yıllık olarak kendilerine yetecek kadar üretirlerdi.

 

         Rivayetlere göre, Hacı Memiş Balcı; deli dolu, ele avuca sığmayan, aktif, afacan ve adeta gözünü budaktan esirgemeyen bir çocuktu. Dini eğitimini Başta Mehmet Efendi olmak üzere, Molla olan Babası Hacı Hasan’dan ve o zamanlar Camide görevli olan Hocalar tarafından almıştır. İş yoğunluğunun çokluğu nedeniyle o zamanlar eğitime ayrılacak zaman kıt olduğundan ileriki zamanlarda eğitimine devam edememiştir. Okuryazarlığının çoğunluğunu Askerlikte olmak üzere kendi becerisiyle öğrenmiştir. (Tam teşekküllü olarak Kur’anı Kerim’ı okumayı ve ezberlemiş olduğu süreleri kızı Ayşe’ tarafından öğrenmiştir.)

 

         Rifet, Musa, Osman ve İsmail isminde dört erkek kardeşi, Vesile, Fatma, Resmigül isminde üç kız kardeşi olan Hacı Memiş Balcı toplamda sekiz kardeşin ikincisidir. Zamanının getirmiş olduğu zorunluluklar neticesinde genç yaşlarında gurbete çıkmak zorunda kalmış. Uzun yıllar gurbet hayatı yaşamıştır.

 

        Genç yaşlarında yapmış olduğu evlilik çeşitli nedenlerden dolayı kısa bir dönem sonra sona ermiş, bu evliliğinden çocuğu olmamıştır. İkinci evliliğini Muçolardan Molla Dursun’un kızı Vesile hanımla gerçekleştiren Hacı Memiş’in bu evlilikten İbrahim ve Nurullah isminde iki oğlu, Havva, Emine, Ayşe ve Fatma adında dört kızı olmak üzere toplamda altı çocuğu olmuştur.  

 

        Hacı Memiş’in oğullarından İbrahim Balcı: İlk eğitimine Amcası (babam) İsmail Hocanın yanında Cimil Baş köyde başlamıştır. Bu eğitim süreci “ İsmail Hoca ile İbrahim Hoca” başlığı altındaki bir yazımızda detaylı olarak anlatılmıştır. İlkokul eğitimini Köyümüzde bulunan ilkokulda tamamlayan İbrahim Hoca Orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamlamıştır. İmam Hatip Lisesi mezunu olan İbrahim hoca Yüksek İslam Enstitüsü ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden lisans eğitimini tamamlayarak, bir dönem lise öğretmenliği yaptıktan sonra üzün yıllar Milli Gazetede köşe yazarlığı ve yönetici kadrosunda görev yapmıştır.

 

        Benimde kısa bir dönem hocam olan İbrahim Hoca ayrı bir yazımızın konuğu olacağından burada kısa olarak belirtmek isterim ki; halen eşi Medine hocamla birlikte yazarlık ve eğitim faaliyetlerine devam etmektedir. Eşi ile birlikte yazmış oldukları eserlerinden bazıları; Kur’an’ı Kerim ve Kelime meali (2 cilt), Lu’lu Mercan, Rahmet rüzgârı üç aylar, Fıkralar- Deyimler- Kıssalar, Tavus Kuşu, Aşiyan Evimiz- Yuvada Huzur, Sinemdeki Yâreler- Ahlaki rezile, Nefsini tanı, Zümrüdü Anka, Esmaü’n Nebi, Seb’ül Mesani, İzahli Emsile Bina Avamıl, Medine Balcı Şelale Sohbeti, Namaz Cenneti, Dergah’ul Kuran, Taleal Bedru ve İhlas süresi tefsiri gibi çok değerli eserleri mevcuttur. Halen gölgesini üzerimizden eksik etmeyen İbrahim Hocama ve değerli eşine hayırlı, sağlıklı uzun ömürler temenni ederim. Mevla’m iki cihan saadeti ihsan eylesin. Sadaka’ı cariyelerini kabul eylesin.

 

        Araç ve ev koltuk döşeme üzerine kalifiye bir usta olan Memiş Balcı oğlu Nurullah halen Yalova ilinde bu işlerle iştigal etmektedir.

 

        Memiş Balcı kızı Havva; Vaide’nin Hüseyin’in oğlu Hacı Gafur Ergin ile evlidir. Ayşe; Katalan Mahallesinden Hacı Hasan’ın oğlu Mehmet Balcı ile evlidir. Emine ve Fatma ise Giresunlu kişilerle evli olup İstanbul ilinde ikamet etmektedirler.

 

        (Keçeli) Hasan oğlu Hacı Memiş Balcı gençliğinden başlayarak hayatının son anına kadar çok renkli ne çok çalkantılı bir hayat yaşamıştır. Gençlik döneminde köyde Muhtar adayı olmuş çok az bir oy farkıyla Muhtarlığı kazanamamıştır. İslam uğrunda, Allah yolunda Vatana ve Millete hizmet aşkı ile içi içine sığmayan Hacı Memiş gurbet hayatına çıkmaya karar vermiş ve İstanbul iline gelmiştir.

 

        Hacı Memiş Balcı’nın İstanbul’daki yaşantısına geçmeden köydeki birkaç anekdotuna burada yer vermek isterim. O zamanlar köyümüzde revaçta olan küçük ve büyük baş hayvancılığı yanı sıra Arıcılıkta meşhurdu. Zaten Süleyman oğulları üretmiş oldukları bol miktardaki Bal nedeniyle Balcı soy ismini almışlardır.

 

        O zamanlar fenni kovan yoktu, yuvarlak kovanlar vardı. Gerek köylerde ve gerekse mezralarda genellikle ağaçlara yapılan ve adına peteklik ve eskemilik denen yerler yapılırdı. İçerisinde arısı ve balı olmayan boş kovanlara “Kurun”, arısı ve balı olan kovanlara ise “Petek” denir. Yazın, oğul zamanı öncesinde boş kovanlar özel yapılmış bir kazıtacak yardımıyla iyice kazıtılıp temizlenir, ağaçların en üst kısımlarında eskemilik denen yerlere itina ile yerleştirilirdi. Buralarda “oğul” alan kovanlar, daha alt kısımlarda yapılmış olan ve eskemiliğe nazaran daha muhkem ve kışın soğuğuna karşı daha korunaklı olan peltekliklere konulurdu.

 

        Babası ile birlikte Bulanık su mezrasına eskemilik yapmaya giden Hacı Memiş, babası yaşlı olduğundan ağaca yapılacak olan eskemilik için ağaca çıkar. Babası Hacı Hasan’ın aşağıdan vermiş olduğu talimatlar doğrultusunda eskemilik yapmaya başlar. Hacı Memiş; genç, atık, çeviktir ancak eskemilik yapma konusunda henüz bir tecrübesi yoktur. Babası Hacı Hasan; sert, titiz, en ufak bir hataya kızan, bağıran birisidir. (Bende Hacı babamla birlikte birçok eskemilik yaptığımızdan Hacı Memiş’ ın Ru’yeti haliyesini çok iyi anlıyorum.)

 

        Eskemilik yaparken, eskemiliği yapan kadar ağacın altında bulunan kişide önemlidir. Çengel’ler bağlanacak, sayta’lar bağlanacak, halatın ucundan tutulup asınılacak. Ağacın durumuna göre yukardaki yönlendirilecek v.s. Ağacın dibindeki ile yukardaki kişinin haberleşmesi yüksek ses volümüyle sağlanmaktadır. Derenin şiriltisinden ses pek iyi anlaşılamadığından hata yapma olasılığı çok yüksektir. Alttaki kişinin de malzemeleri kuralına uygun olarak bağlamazsa, yukarı verilen malzemenin düşme tehlikesi vardır.

 

        Bir şekilde eskemiliğin çengellerini ağaca yerleştiren Memiş Balcı aşağıya doğru babasına saytaları bağlaması için bağırır. Hacı Hasan saytaları bağlamasına bağlar ama, o kadar bağırmış, o kadar kızmış ki bir an önce iş bitsin diye alelade bir şekilde saytaları bağlar ve yukarı doğru “çeeek” diye bağırır. Memiş Balcı, halatın ucuna bağlı olan saytaları yukarı doğru çekmeye başlarken, aşağıda da babası halatın diğer ucuna asılmaktadır. Bir müddet sonra, zaten alelade bağlı olan saytalatdan bir tanesi Hacı Hasanın ense köküne düşüverir. Almış olduğu darbe neticesinde yere kapaklanan hacı Hasan feryat ederek “oooy Memiş Anamı s….” Diye bağırır. Sesi duyan Hacı Memiş korku ve endişe ile hızlı bir şekilde ağaçtan inmeye başlar. Ağacın alt kısımlarına kadar inen Hacı Memiş bir müddet duraksar ve babasına bakar. Babası iki elli ile başını tutarak durmaktadır. Hacı Memiş Babasına hitabet “Baba” diye bağırınca, babası oğlunun ağaçtan inmekte olduğunu görür. Hiddetli ve kızgın bir şekilde “ Ola nereye geliyorsun iş bitti mi? ”diye yine çıkışır. Ne yapacağına bir an karar veremeyen Hacı Memiş mecburi istikamet yine eskemiliğe çıkar. Babası tarafından yeniden bağlanan saytalar “ Çeeek” komutuyla yeniden yukarı çekilir ve eskemilik bu şekilde tamamlanmış olur.

 

        Bir güz mevsiminde koyun ve keçilerden müteşekkil sürülerini Babası Hacı Hasan ile birlikte Avene mezrasından köye getiren Hacı Memiş almış olduğu bir haberi babasına iletir. Avenedeki kendilerine ait arazilerinde bulunan Perlerine (Küçükbaş hayvanlar için sarılı ahır) Biberoğlu Muhittin hayvanlarını koymuş. Bunu duyan (Keçeli) Hacı Hasan oğlu Memiş’e: git Muhittine söyle babam diyor ki hayvanları oradan çıkarsın der. Hacı Memiş “lakant” tabancasını beline koyarak Aveneye gider ve Muhittin’e babasının söylediğini söyler. Muhittin Hacı Memiş’i dinlemez ve hayvanları “Per”den çıkarmaz. Hacı Memiş bir şey yapmadan geri döner ve durumu babasına anlatır.

 

Hacı Hasan: sen ne dedin ona!

Hacı Memiş: Senin söylediğinin aynısını söyledim.

Hacı Hasan: O ne dedi!

Hacı Memiş: Çıkmıyorum babana öyle söyle dedi.

Hacı Hasan: Sen bir şey yapmadın mı ona!

Hacı Memiş: (Boynu önünde ve mahcup)

 

        (Keçeli)Hacı Hasan oğluna gerekli zılgıt’ı çektikten sonra, şimdi bak adam nasıl çıkartılır gör diyerek mavzeri boynuna takarak aveneye gider. Gün akşama yaklaşmıştır, o saatten sonra sürünün sevki de zor olduğunu Hacı Hasan da çok iyi biliyor ama yapacak bir şey yok. Zamanında haber gönderilmiş, ikaz edilmiş, ok yaydan çıkmıştır. Avenedeki evin hayatına (Balkon) çıkan Hacı Hasan aşağıda bulunan “Per”e doğru bağırır: “ula Muhittin! Hayvanlarını buradan kaldır.” İkinci bir ikaza mahal kalmadan muhittin çadırını toplar ve sürüsünü önüne katarak oradan ayrılır. Yolda Muhittin’i rastlayanlar; Ne oldu, neden çıktın oradan diye sorunca; Yahu (Keçeli) Hasan köyden “Paçğa”( Beşli Mermi kutusu)yı Mavzere yerleştirdi, Muhittin, Muhittin diye diye Aveneye geldi. Ben daha ne yapabilirdim. Diye cevap verir.

 

        Hacı Memiş Balcı İstanbul ilinde Kaim biraderi Molla Dursun oğlu Hacı Ali ve Bacanağı Hacı Hasan ile birlikte uzun müddet inşaatçılık yaptılar. Yalova’da ( O zamanlar Yalova Bursa iline bağlı bir ilçe idi) ve İstanbul’da ustalık, kalfalık ve kısa dönem müteahhitlik yaptılar. Günlerini tamamlayıp emekli olabilmek için bir dönem de bir Buzdolabı firmasında çalışmış olan Hacı Memiş buradan emekli olmuştur.

 

        İstanbul ili Şişli ilçesi Mecidiye köyde, Hafız Ata sokak adresinden üç adet arsa alan Hacı Memiş arsalardan birisini Kardeşi (babam) İsmail hocaya, birisini de Yusuf çavuşun oğlu Davut Balcı’ya vermiştir. Sayesinde arsa sahibi olduğumuz ve yapımında da çok emeği bulunan ve bizim ikişer daire sahibi olmamıza vesile olan Amcam Memiş Balcı’ya minnettarız. Dualarımızdan eksik etmediğimiz Hacı Memiş amcama Mevla’m gani gani rahmet eylesin, makamını Cennet eylesin.

 

        Hakiki manada tam bir Mücahit olan Memiş Balcı ömrünü Allah ve Resulünün yolunda harcamıştır. Vefat etmiş olduğu 2019 yılına kadar Filistin ve Mescidi Aksa diye diye ve bu uğurda maddi ve manevi olarak elinden gelen gayreti sarf etmiştir. Bu gün Filistin’in durumunu görmüş olsaydı, yaşı itibariyle belki oralara gidemezdi ama eminim ki bizim yüzümüze tükürürdü. Filistin, Gazze ve Mescidi Aksa o halde, siz ne güne dürüyorsunuz? Neden yaşıyorsunuz? Allah bunun hesabını sizden sormaz mı? Mescidi Aksa sevdalısı olan Hacı Memiş Balcının Mezarında bile Filistin için Rabbine niyaz ettiği kanısındayım. Ölen bedendir, ruh değildir. “Verruh veddem lebbeyk ya Aksa”. Canım kanım sana feda olsun Ya Aksa diye nidalarını duyar gibiyim. Mevla’m Hacı Memiş Balcı’nın dualarına bizim dualarımızı da katarak kabul eylesin. Allah; Başta Filistin olmak üzere tüm İslam coğrafyasına Hz. Ömerler ve Seladdın’ı Eba Eyyüb’el Ensarı’ler ve Fatihler nasıp eylesin. Bu acınız duasına sizlerden, yürekten “AMİİİN” istirham ediyorum.

 

        İsmail Ağa Cemaati olarak bilinen Mahmut Efendi Hazretlerine intisap eden Hacı Memiş Balcı Mecidiye köydeki evini İlahiyat fakültesinde okuyan öğrencilere cüzi bir kira karşılığında kiralayarak Fatih ilçesi Karagümrük semtinden bir ev satın alır. Ancak Mecidiyeköy’de bulunan eş, dost ve akrabalardan irtibatı kesmez tabii. Sık sık Mecidiyeköy’e gidip gelen Hacı Memiş Balcı bir seferinde Belediye otobüs duraklarının bulunduğu Mecidiyeköy köprüsünün altında bir olay yaşar. Olay şu şekilde cereyan eder;

 

        O zamanlar Belediye otobüslerine binebilmek için bilet satın alınırdı. Gerek bilet gişelerinde ve gerekse otobüslere binebilmek için uzun kuyruklar oluşurdu. Sabah ve Akşam saatlerinde bu kuyrukların ucu bucağı görünmezdi. Bilenler çok iyi hatırlar, bu kuyruklara bekleme süreleri bazen saatleri bulur ve hatta geçerdi. Bugün bile bazen rastlanılan bu durumlara o zamanlar çok sık olarak rastlanırdı.

 

        Hacı Memiş Balcı Mecidiyeköy’e gelmiş ve dönüş yolundadır. Biletini almış otobüs kuyruğunda araç sırası beklemektedir. Kıvrım kıvrım uzanan kuyruğun ön kısımlarında, bir bayan ve bir erkek olmak üzere iki genç sarmaş dolaş olmuş edep ve adaba mugayir fiil işlemektedir. Bugün sıklıkla gördüğümüz bu tür fiiller o zamanlar nadiren de olsa görülmekte idi. Bundan sonrası Hacı Memiş’in Kendi anlatımıyla, abartısız, hilafsız olarak;

 

        Hacı Memiş: Kendimi sıkıyorum, ha şimdi vaz geçerler diyorum, la havle çekiyorum, yok. Şahıslar, dudak dudağa, kucak kucağa. Bir insanın yatak odasında dahi eşiyle ayakta yapmaktan hayâ edeceği hareketler yapıyorlar. Bu durumu görenlerde hiç ses çıkarmıyor. Artık sabrım taştı, ben dayanamadım. Gençlerin yanına giderek:

 

        Ulan! Be it herifler; eğer karı koca iseniz bekleyin akşama hep berabersiniz, karı koca değilseniz burada olanların çoğunluğu erkek. Domuz hariç bütün hayvanlar eşlerini hemcinslerinden kıskanır, sız nesiniz.

 

        Böyle bir tepki alacaklarını beklemeyen gençler yavaş yavaş sıradan çıkar ve oradan uzaklaşırlar. Durumu gören sıradaki diğer kişiler Hacı Memiş’e; Ey Allah razı olsun, çok güzel yaptın, onlara iyi bir ders verdin. Hacı Memiş bu, durur mu? Onlarında paylarına düşeni vermekten geri durmadı. Sız Müslüman değil misiniz? Bu ne rezillik? Burası Müslüman memleketi değil mi? Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u bunun için mi fethetti? Yazıklar olsun size, hepinize. Tabi kimseden çıt yok.

 

        Hacı Memiş; almış olduğu dini terbiye ve yetişmiş olduğu ortam itibariyle her yerde ve her zamanda, herkese açık sözlülükle Allah’ın dinini tebliğ vazifesinden geri durmamıştır. Siyası kariyeri, makamı mevkii ne olursa olsun hakkı ve hakikati savunmaktan ve haklıdan yana tavır almaktan geri durmamıştır.

 

        Tanıyanlar iyi bilirler Cumhuriyette çok partili sisteme geçildiği yıllarda kurulan ve kurucusu Osman Bölükbaşı olan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (16 Ekim 1958) ile siyasete adım atmıştır. Bu Partinin Genel başkanlığına 1965 de Rahmetli Alparslan Türkeş geçmiş ve 1969 bu Parti kapatılmıştır. 1969 da Alparslan Türkeş ve arkadaşları Milliyetçi Hareket Partisini kurarak Genel başkanlığına merhum Alparslan Türkeş geçmiştir.

 

        1970 Yılında kurulan Milli Nizam Partisine Genel başkan olarak o dönem Konya’dan bağımsız Milletvekili olan Necmettin Erbakan seçilmiştir. Bundan sonra 1972 Milli Selamet Partisi, daha sonra Saadet Partisi. Osman Bölükbaşı ile siyasete başlayan Hacı Memiş Erbakan Hocasının yanında olmuş, yaşanmış olan her olayda öncü kuvvet olarak görev almıştır.

 

        Gayemiz siyaset anlatmak değil, Hacı Memiş’in hayatından kesitler sunmaktır. 1968 talebe olaylarından türban olaylarına, darbelerden muhtıralara o dönemde Erbakan hoca her ne yaşadıysa Hacı Memiş’de aynı şeyleri yaşamıştır. Ben birinci şahidiyim, son nefesine kadar aynı mücadeleye devam etmiştir. Ziyaretine gidenler iyi bilir, Konu: Türkiye Cumhuriyeti, dava: İslami yozlaşma. Sosyal medyada ses kayıtları halen mevcuttur. Feto’nun münafık olduğunu, kafır, zındık ve İmamların yüz karası olduğunu bas bas bağıran kışıdır. Feto’yu ilk olarak tanımış olan ve üç kışı den birisi Kadir Mısıroğlu, birisi Erbakan, birisine Hacı Memiş’tır.

 

        Hacı Memiş milliyetçi bir adamdı, eli açık, misafir perverdi. Yolda kalana, darda olana, fakire yoksula el uzatırdı. Köyümüzden Hava’nın Ali diye tanıdığımız rahmetli Ali abi ile bir olayını izah edeceğiz. Mesele Hacı Memiş olunca yazıda haliyle uzamış olacak. Ancak okuyan herkesin pay alacağı bir şeylerin var olduğundan eminim. Vay bee! Bizim köyümüzün yetiştirmiş olduğu ecdat deyip, rahmetle ve minnetle anılmalarına vesile olacaktır inşallah.

 

        Hava’nın Ali öğrencilik hayatında çok zeki ve çok çalışkan bir öğrenciydi. Bunu İkizdere İmam Hatip Lisesi ilk açıldığı dönemlerde Okul Müdürü olan ve (Hava’nın) Ali abinin ortaokuldan arkadaşı Sayın Abidin Keleş söylemiştir. Öğrencilik yıllarından sonra Fransa’ya giden (Hava’nın) Ali abi psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle Türkiye’ye dönüş yapar. Kimi rivayetlerde, Ali abi Fransa’ya okumaya, kimi rivayetlerde ise çalışmaya gitmiştir. Her ne sebeple ise orada yaşamış olduğu durumlar hakkında da bazı rivayetler var ancak zayıf rivayetler olduğundan burada onlara yer verilmemiştir.

 

        (Hava’nın) Ali abi İstanbul’da işsiz güçsüz olarak Şişli Osmanbey’de, Pangaltı denen yerde bulunan Bankaların önünde gazete kâğıtlarının üzerine yatıp kalktığını öğrenen Hacı Memiş hemen belirtilen adrese gider ve Ali abi’yi bulur. Derhal Ali abiyi oradan kaldırır ve bir mağazaya götürerek üst başını tepeden tırnağa değiştirir. Ali abiyi o gün evinde misafir eden Hacı Memiş Ali abinin’de rızasıyla cebine bir miktar para koyarak Topkapı’da bulunan terminalden biletini keserek Rize’ye gönderir. Özet olarak anlatmaya çalıştığım bu olayı rahmetli Ali abi bana bizzat anlatmıştır. Her anlattığında gözleri dolar ve Hacı Memiş’e dua ederdi.

 

        Hacı Memiş özellikle Kur’an Kursunda okuyan çocuklar başta olmak üzere tüm öğrencilere kol kanat gerer, o zamanki çalkantılı dönemde okumalarına yardımcı olurdu. Tanıdığı zengin kişilerden zekât, fitre veya bağış toplayarak öğrencilerin iaşe ve ibatelerine yardımcı olurdu. Büyük küçük ayırt etmeden her gördüğü kişiye selam verir, sohbet eder ve dini tebliğ yapardı. Tanıdığı çocukları elinden tutar Camiye getirir ve Cami çıkışı çocuklara küçük de olsa (sakız, şeker gibi) hediyeler verirdi.

 

        Hacı Memiş’in dini sohbetlerinde en az bir hoca kadar bilgi ve birikime sahipti. Manasını öğrenmiş olduğu ayetleri okur, manasını verirdi. Amacı İslam kaidelerine uygun Müslümanca bir yaşamdı. Gerçek manada İslami bir hayat yaşamayı yakalayamazsak, gerçek manada huzurlu bir hayat yaşayamayız. Hacı Memiş’in gayesi İnsanları “NAR”dan kurtarıp Cennete ulaşmalarına vesile olmaktır. Burada bir virgül koyarak Fransız bir Profesör’un tatil için gelmiş olduğu Antalya ilindeki bir olayını yazmak isterim.

 

        Güzel Türkiye’mizin güzel İllerinden birisi olan Antalya bir turizm şehrimizdir. Fransa’dan Antalya iline gelen Fransız Profesör her sabah yerleşmiş olduğu Otelin önünde deniz sahiline giderek spor yapmaktadır. Spor esnasında Profesör sahile vurmuş olan on binlerce denizanasından önüne gelenleri eğilip alarak denize fırlatmaktadır. Otel balkonundan bu olayı seyreden diğer kişiler Profesörü delirmiş birisi olarak zanneder. İçlerinden meraklı bir kişi sahile inerek Profesöre; sen ne yapıyorsun? Sen böyle yapmakla bunları bitirebilir misin? Gibi sorular yönelterek aklınca Profesöre ders vermeye çalışır. Profesör o şahsa ömrünün sonuna kadar unutamayacağı şöyle bir ders verir: Benim gayem bu denizanalarının hepsini kurtarmak değildir, benim gayem bu denizanalarından her gün kaç tanesini kurtarabilirim.

 

        Hacı Memiş’in hayat felsefesine uygun bu oyayı arz ederek âcizane bende karanlığa bir fener yakarak birisinin kurtuluşuna vesile olabilir miyim? Arzu ve gayreti içerisindeyim. Mevla’m yar ve yardımcımız olsun. İyi bir Müslüman olmak, iyi bir insan olmaktan geçer. Namaz, Oruç, Hac, Zekât Müslümanlığın alametidir. Doğruluk, dürüstlük, sevgi, saygı ise insanlığın alametidir.   

 

         Çok renkli bir kişiliğe sahip olan Hacı Memiş; Giyimi ile kuşamı ile cebinden eksik etmediği mis kokusu ile her gittiği toplumda itibar görür, sözü dinlenirdi. İyi bir hatip olan Hacı Memiş diksiyonu ve mimikleri ile topluma tesir eder, hürmet görürdü.

 

       Hacı Memiş köyünü ve köylülerini çok severdi. Haksızlıklara tahammül edemez, haktan yana tavrını koyardı. Yaşantısı İslam’a uygun olmayan her kim olursa olsun derhal tavrını koyar müdahalesini yapar, en azından yanından kovmuş olurdu.

 

        Fatih Karagümrük’te almış olduğu dairenin girişine halen “Hacı Memiş SÜLEYMANOĞLU” yazmaktadır. Binanın girişine Fatih Sultan Mehmet Han’ın fotoğrafı ile Necmettin Erbakan’ın fotoğrafı yan yana durmaktadır. Ayrıca dairenin girişinde bu fotoğrafların yanında Babası (Keçeki) molla Hasan’ın da fotoğrafı mevcuttur.

 

        Hacı Memiş Balcı’dan bahis açılmışken eşi Vesile hanımdan bahsetmemek olmaz. Hacı Memiş’in eşinin köyümüzden Molla Dursun’un kızı olduğunu daha önceden beyan etmiştik. Vesile Hanım’ın gerek yetiştiği zaman ve gerekse yetiştiği ortam itibariyle değerlendirmek gerekmektedir. “Kura-i Seben’in Kendirlisinde” dünyaya gelen Vesile Hanım Molla Dursun gibi bir mümtaz şahsiyetin ocağında yetişmiştir. Dini eğitimini Babası Molla Dursun’dan ve o dönemlerde ücreti mukabilinde Camilerde tutulan hocalardan tamamlamıştır.

 

        Vesile hanımın hayat arkadaşı olduğu kişide Molla Hasan’ın oğlu Hacı Memiş olunca yetişmiş olduğu minval üzere rotada şaşma olmadan günümüzde sahabe döneminin hanımları gibi bir ömür geçirmiştir. Harama bakmamış, haram yememiş, dedikodu yapmamış, Allah’u âlem benim tanıdığım, bildiğim kadarıyla kazaya namaz borcu olmayan, oruç borcu kalmamış, elinden tesbih hiç eksik olmayan bir şahsiyet olarak, tanıyan ve bilenlerin takdir edeceği gibi zürriyetinden de eğri bir fidan yetişmemiştir. “İla yevmil kıyame” geçmiş ve gelecek zürriyeti ile birlikte Havz-ı Kevser’de buluşmak nasıp olsun inşallah.

 

        Vesile hanım Amca’mın hanımı olması hasebiyle yakinen tanıdığım bir şahsiyettir. Ben çocuktum, sık sık evlerine gider sofralarına misafir olur, gelen misafirleri ile sohbetlerine şahit olurdum. Misafirlerden birisi bir dedikodu yapacak olsa, orada olamayan birisinin arkasından konuşacak olsa Vesile hanım derhal müdahale ederdi. “ eyvah eyvah, ula susun ula sususn, dedikodu yapmayın dedikodu yapmayın, günah günah” diye derhal müdahale ederdi. Konuyu değiştirmek için gelin bir şahadet getirelim “Eşhedüenla ila he illallah ve eşhedü enne Muhammenden abduhu ve resulü” diyerek başka bir konu açardı.

 

        Şişli Mecidiyeköy’deki evlerinde haftanın belirli günlerinde hanımlara sohbet programları düzenlenirdi. Çocuklarının da çekirdekten yetişme birer cevher olmaları hasebiyle sair günlerde Kur’an dersi almak üzere evinden bayan öğrenci eksik olmazdı. Hacı Memiş’in eşi Vesile Hanım 1988 yılında, eşi Hacı Memiş’ten 31 yıl önce İstanbul ili Fatih ilçesi Karagümrük’te bulunan evlerinde vefat etmiştir. Vesile Hanım Topkapı mezarlığında, Adnan Menderes, Turgut Özal, Hasan Polatkan ve Fatih Rüştü Zorlu’nun anıt mezarlarına yakın bir yerde metfundur. Mevla’m hepsine de gani gani rahmet eylesin. Menzillerini mübarek, makamlarını Cennet eylesin.

 

        Eşi vefat eden Hacı Memiş uzun yıllar yalnız yaşamış ancak 1995 yılında Vesile hanımın yerini tutmasa da en az vesile hanım kadar ihlaslı, Mahmut Efendi Hazretlerinin talebelerinden birisi ile evlenmiştir. Çocuklarının cici anne bizimde cici hala olarak hitap ettiğimiz Amcamın hanımına da rabbimden rahmet temenni ediyorum. Sık sık zikir ve rabıta dersi yapan cici halamız, biz amcamı ziyarete gittiğimizde çoğunlukla zilin sesini duyamaz, kapıyı amcam açmak zorunda kalırdı. Amcamın kendisine haber vermesiyle yanımıza gelir hoş beş eder çoğunlukla süt olmak üzere mutlaka bir şeyler ikram ederdi. Biz ısrar edip; hala zahmet etme biz amcamı görüp gideceğiz, siz dersinize devam edin desek, Rahmetli Babamın ’da sıklıkla söylemiş olduğu şu sözü söylerdi: “Bir insan birisinin evine gider ve orada bir bardak su dahi olsa bir şey ikram edilmeden ayrılırsa mezarlığı ziyaret etmiş gibi olur.” Bu sözün tesiri ile cici halanın her ne ikramı olursa geri çevirmezdik. Cici hala uzun müddet yanımızda kalmaz, hal hatır sorduktan sonra, benim dersim var der ve müsaade alarak yanımızdan ayrılırdı.

 

        Hacı Memiş amcamızı ziyaretlerimizde, hoş beş, çoluk çocuk, iş güç sohbetlerinin yanı sıra özel bir mevzu yoksa mevzu memleket meselelerinden açılır, İslam’ı konulardan devam eder, Mescidi Aksa ile son bulurdu. Hacı Memiş daha çok Cami cemaatine sitem eder, Müslümanlara kızardı. Sarık ve cübbe ile görünüşte Müslüman görünüp, yaşantısı ve siyasi görüşü ile İslam’a mugayir kişilerin safında yer tutan Müslümanlara her ortamda (Yolda, Camide, Çay ocağında) açık yüreklilik ve delice bir cesaretle müdahale eder ve sıklıkla iki ayetten oluşan şu ayetleri birlikte söylerdi. “İNNEL MÜNAFİKİNE FİDDERKİ ESFELİ MİNENNAR – İLA CEHENNEME ZÜMERE” Yanı münafıklar Cehennemin en alt tabakasındadır. – Bölük bölük Cehenneme giderler.

 

        1990 lı yıllarda nüks eden(ettirilen) Turban meselesinde yapılan her mitinge ilerlemiş yaşına rağmen mutlaka iştirak eder ve en ön saflarda yer alırdı. Elindeki bastonunu Hz. Musa’nın asası gibi havaya kaldırır slogan atar ve gerekirse hücum ederdi. Düşmekten kalkmaktan ve ezilmekten korkmaz, boğaz damarları son haddine gerilinceye kadar Allah’u Ekber Allah’u Ekber naraları ile adeta Çanakkale şehitlerini tasvir edilirken kullanılan “Bedrin Arslanları” gibi mücadele ederdi.

 

        Turban konusuna dikkat çekmek amacıyla Eyüp Sultan ( Eba Eyyübel Ensarı) türbe buluşması ve Sabah namazı buluşmalarına Fatih’ten Eyüp Sultan’a yaya gider, buluşmalara iştirak ederdi. Turbanla ilgili her faaliyette ön sıralarda yer alan ve o zamanlar zaman zaman Polis tarafından gözaltılar olan mitinglerde Hacı Memiş birkaç kez gözaltına alınmış ancak, kâh Polislerin iyi niyeti kâh yaşına hürmeten adliyeye taalluk edecek her hangi bir işlem yapılmamıştır. Bir seferinde bir sivil Polis’in kendisini bir arbedenin içerisinden alarak: Bak Hacım biz seni çok iyi tanıyoruz, sana hak veriyoruz ama kanunlar bu şekilde, bizde Devletin Polisiyiz. Buradan yavaş yavaş uzaklaş, biraz sonra gözaltılar olacak senide almasınlar diye uyardığını söylerdi.

 

        O zamanlar Fatih Camiinin müştemilatında bulunan fatih medresesinin kapatılmış olması nedeniyle çok üzgün olan Hacı Memiş bir seferinde bahse konu Medreseye gitmiş ve dışarda bulunan görevliler tarafından içeri girmesi engellenmeye çalışılmıştir. Hacı Memiş görevliye hitaben: Burası benim dedemin emanetidir, sek kimi nereden kovuyorsun diyerek bastonuyla görevlinin üzerine hücum ederek içeriye girerek her odayı didik didik gezerek, önüne çıkanlara burada ne yapıyorsunuz diye bağırıp çağırmıştır. Dedesinin kardeşi olan Müderris Mehmet Efendinin de bu Medreseden yetişmiş olduğundan; benim dedem bu medresede yetişti, şimdi burası ne hal olmuş? Siz burada ne yapıyorsunuz? Diye bağırıp çağırmıştır.

 

        Kapalı dahi olsa İslam’ı bir tesettüre uygun olmayan bir şekilde giyinmiş olan bayanlara dini nasihatler yapar, Bu Dünyanın fanılığını, ebedi olan âlemi ve Allah’ın azabını hatırlatırdı. 1980’li yıllarda tesettürle ilgi bir kıssa anlatırdı. Şöyle ki;

 

        Hacının biri okuması için oğlunu Fransa’ya gönderir. Aradan yıllar geçince Fransa’da okuyan çocuk Üniversiteden arkadaş edindiği bir kıza âşık olur ve onunla evlenir. Okul bitince eşi ile beraber memlekete dönen çocuk, haliyle Babasının yanına gelir.


        Çevresinde sevilen sayılan ve saygı duyulan Hacı oğlunun Fransa’dan getirmiş olduğu gelini görünce şok olur, gelin açık saçık bir vaziyette olup asla aileye uygun birisi değildir. Hacı oğlunu yanına çağırır ve sorar; oğlum bu ne haldır? Biz seni okuyasın, ilim tahsil edesin diye Fransa’ya gönderdik, sen dinini mi değiştirdin, bu hanımın İslam’la alakalı bir hali var mı?

 

        Çocuk Babasına cevap verir! Baba Modadır moda.

 

        Hacı oğluna ne kadar dil dökse de durum değişmez. Ancak bu durum kendisini son derece rahatsız etmekte olup kabullenmek bir tarafa tahammül etmek bile mümkün değildir. Ertesi sabah bizim hacı, don gömlek ile bahçedeki üzüm asmasına çıkarak, üzümü budamaya başlar. Yatağından kalkan Fransız gelin entarisi ile temiz hava almak için balkona çıkar ve etrafı seyretmeye başlar. Aşağıda bulunan üzüm asmasından gelen sesler dikkatini çekince eğilip aşağıya doğru bakar. Gelin ne görsün? Kaim pederini don gömlek üzüm asmasının üstünde gören Fransız gelin bir feryatla eşinin yanına koşar ve durumu anlatır.

 

        Babasının durumunu eşinden öğrenen çocuk hemen balkona koşar ve hayretler içerisinde babasına bağırır; Baba bu ne hal? Babası yukarıya doğru bakarak “OĞUL MODADIR MODA” der.

 

        Derdi İslam ve Müslümanlık olan Hacı Memiş genç ihtiyar, kadın erken konuşmuş olduğu herkese İslami tebliğ hususunda gerekli tebligatını yapar, sonunda Allah’ım sen hidayet nasip eyle Ya Rab diye dua ederdi.

 

        Hacı Memiş İlerlemiş yaşına rağmen Memleketle irtibatını kesmemiştir. Bizim bildiğimiz 105, kendi beyanına göre 110 yaşında olan Hacı Memiş son Köy ziyaretinde bende senelik izinde olduğumdan görüşme imkânına sahip oldum. Yaylada bir gün beraberce dolaştık. Artık yürümeye pek takati kalmadığından arabayla kendisini gezdiriyordum. İlerleyen yaşına rağmen aklı melekelerinde hiçbir zayıflama olmayan Hacı Memiş bir ara, beni Dedemin yapmış olduğu eski Caminin ocağına götür dedi. Yayla hatıralarını yazarken Eski Camiden bahsetmiştim. Kurtlar Yaylasındaki eski Cami; şu anki camının yukarısında Teke puarına doğru çıkarken, zirvenin yarısında, Ethone’lilerin ev yapmış oldukları bir yerdeydi. O zaman araba yolu bulunmayan bu yere Haci Memiş’in çıkması mümkün değildir.

 

        Hacı Memiş’i fikrinden caydırmak için; Amca! Oralara evler yaptılar, biz gitsek bile orada görebileceğimiz bir şey yok dediğimde, bana; Ne demek ev yaptılar? Benim Dedemin Camisinin ocağına kim ev yapabilir? Diye kızınca, ben; amca diyelim ki yaptılar o zaman biz ne yapacağız deyince, Amcam; evi yıkacağız! Ne yapacağız! Diye cevap verdi.

 

       Çağrantaş’in üzerine yakın bir yerde bulunan evlerinden almış olduğum Hacı Memiş ile birlikte araç içerisinde bu şekilde muhabbet ederek mecburi istikamet belirtilen adrese doğru ilerlerken yolda rastlamış olduğumuz kendisinin torunlarından Hacı Vesile Yılmaz’ın kızı Hanume Yılmaz’a durumu izah ederek bana yardımcı olmasını istedim. Hanume abla sağ olsun Dayısının boynuna sarılarak; Dayıcığım! Kurban olayım sen oralara çıkamazsın oralar çok taşlık ve yokuş, ben Annemin yanına gidiyorum gel sende birlikte Annemin yanına gidelim, Annem de bir sevinsin diyerek Hacı Memiş Kız kardeşi Vesile’nin yaylada olduğunu öğrenince; ey tamam, barı öyle olsun, gel Vesileye gidelim diyerek durumu kurtarmış olduk.

 

        O gün gezimiz; Büyük Yayla Camiinde öğlen namazı, Kaim biraderi Hacı Ali Tekin’in evinde öğlen yemeği ve yemeğin akabinde Hacı Ali Tekin ile birlikte Şenliklerin yapıldığı yer, orada bir müddet mola, oradan Yumurta dağı, Sırıklı, Persopanın kırtılıne ulaştık. Persopanın kırtılınde bir mola daha verdik. Haci Memiş Bembeyaz cübbesi, beyaz sarığı ve beyaz sakalı ile adeta bir derviş’ andırıyor olması nedeniyle gelen geçen herkesin dikkatini çektiğinden gelip Hacı Memiş’in elini öpenler ve hayır dua isteyenler bir hayli çok oldu.

 

        Asıl enteresan olay Teke puarının yanında bulunan mezarlıklarda meydana geldi. Daha önceki bir yazımızda Hacı Memiş’in Babası (Keçeli) Hacı Hasan’in bu mezarlıkta kendisine bir mezar yaptığından ve hatta “Çonoş”larını dahi koyduğundan bahsetmiştik. Hacı Hasan oğlu İsmail Hoca’ya hoca ben nerde ölürsem beni oraya gömeceksiniz, Yaylada ölürsem işte buraya gömeceksiniz diye vasiyet etmişti.

 

        Konudan haberi olan Hacı Memiş de mezarlıklara gelince, dur, ben babamın mezarlığına uğrayacağım dedi ve bende mezarlıkların yanında aracı park ettim. Arkadan bizi takip eden Hacı Ali ve torunu da araçlarını park ederek yanımıza geldiler. Hacı Ali Tekin neden durduğumuzu sorunca, be kendisine durumu anlattım.

 

        Hacı Memiş hangi mezarın Babasına ait olduğunu unutmuş, ancak tahminen bir mezarın yanına gelerek bu, muhtemelen bu mezardır dedi ve orada bulunan bir taşın üzerine çıkarak yüksek sesle ezan okudu. Daha sonra “Eüzü besmele” çekerek beyaz elbisesiyle babasına ait olduğunu keşfetmiş olduğu mezarın yanına boylu boyunca uzanıverdi. O esnada hanlar istikametine gitmekte olan ve içi yolcu dolu bir minibüs Hacı Memiş’i görünce aniden durarak içerdeki yolcular aşağıya inmeye başladı. Şoför araç içerisinden, Ola Hacı’ya ne oldu? Diye bağırmaya başladı. Ben kendisine bir şey yok, bir şey yok. Babasının yanına yatıyor diye söyleyince yolcular tekrar araçlarına binerek oradan ayrıldılar.

 

        Hacı Memiş her an ölüme hazır bir şekilde dini vecibelerinde “bi iznillah” eksiklik yapmadan Müslümanca bir hayat yaşamıştır. Son bir haftasında ise çocuklarına; pantolonumu getirin, gömleğimi getirin, haydi gidiyoruz. Üzerimde emanetler var onları vermem lazım diye sürekli yataktan kalkarak gitmeye çalışıyordu. Bir seferinde bende rast geldim. Kızı Emine abla yanında idi. Kızına pantolonumu getir, haydi gidiyoruz deyince kızı de, bakalım ne yapacak diyerek pantolonunu getirmiş Amcam pantolonunu giymeye çalışıyor ama bir türlü beceremiyor. Ben içeri girince Emine abla durumu bana anlattı, Amcan gidiyor al ne yaparsanız yapın, isterseniz beraber gidin dedi. Ben Amcama amca; hayırdır ne oldu, nereye gidiyorsun deyince, Amcam “ Ya hu haber geldi gideceğiz, bende emanetler var onları vermem lazım dedi. Ben kendisini teskin ederek Amca; bu emanetleri Muhtara göndersen o yerlerine verse olur mu? Dedim. Amcam; acep olur mu? o yapabilir mi deyince ben hemen o zamanlar Köyümüzün Muhtarı olan Ali Balcı’yı wassap üzerinden canlı olarak aradım. Ali Balcı ile Hacı Memiş bir müddet konuştular, köyden havadisler sordu ve Hacı Memiş bir nebze rahatlamış olacak ki yatağına yatarak uyudu. Yanında sürekli Kur’an okunan Hacı Memiş, Kur’an okununca rahatladığı hissediliyordu. Kendisi de dudakları sürekli hareket ederek belli ki zikir yapıyordu.

 

        “Nasıl yaşarsan öyle ölürsün, nasıl ölürsen öyle dirilirsin, nasıl dirilirsen öyle “haşr” olursun” Hadisi şerifi mucibince Hacı Memiş 2019 yılında vefat etmiştir. Cenazesini defin ederken iştirak edenler müşahede ettiler hava güllük gülistanlık, sıcak bir hava, Kuran okunuyor. Hocaların bolluğundan her hoca ancak bir sahife okuyor. Yasın, Tebareke okundu ihlas ve muavezateyn (Felek ve Nas) okundu Fatiha’yı Hacı Mehmet Ergin oğlu Eyüp Ensari Ergin okuyor, tam sürenin yarısında aniden, çok şiddetli olmasa da orta şiddette bir yağmur başlıyor. Herkes hayret içerisinde birbirlerine bakışıyor, bir yanda güneş bir yanda yağmur. Kur’an okuyan Eyüp Ensari işaret parmağını ağızına getirerek milletin telaş etmemelerini işaret ediyor. Yağmur 15-20 saniye kadar sürdükten sonra kesilmiştir. Mezarın toprakla dolmasına yakın bir zamanda meydana gelen bu olay Hacı Memiş’in hayat özeti olmuştur.

 

        Topkapı mezarlığında eşinin yanında defnedilen Hacı Memiş başta olmak üzere Mevlam ecdadımıza gani gani rahmet eylesin.

 

        (Not: Hacı Memiş ile ilgili kayda değer olaylar intikal ettikçe yazımıza eklenerek yeniden güncellenecektir.)                                                 



HÜSEYİN BALCI

Okunma Sayısı: 83


3.144.15.219








  İsmail BALCI

Allah rahmet eylesin

  Mücahit Balcı

ALLAH cc gani gani Rahmet eylesin mekanı Cennet olsun

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Başkan'ın Mesajı
Aidat Borcu Sorgulama
Son Ziyaretçi Yorumları
Turgut Tekin
Değerli Köylülerim, bir konuda fikirlerinizi bizimle paylaşmanızı rica ediyorum. Mevsim nedeniyle Düğün ve Nikah merasimlerinde yoğunluk yaşanmaktadır. Günümüz trafik ve ulaşım maliyetleri nedeniyle uzak bölgelerden Düğün ve Nikah salonlarına ulaşmak zorlaşmıştır. Bu nedenle köylülerimizin evlenecek çiftlere hediyelerini ulaştırabilmeleri için, Davetiye SMS altına evlenecek çiftin IBAN numarasının yazılması ve Düğün davetiyelerinin dağıtılmasında yaşanan zorluk nedeniyle davetiyelerin toplu sms olarak gönderilmesinin yeterli olacağı önerisi hakkındaki görüşlerinizi paylaşmanızı rica ederim.

Hüseyin aksu
Emeği geçen herkesten Allah razı olsun

Turgut Tekin
Değerli köylülerim öncelikle uzaktan yakından Ilıcaköyü Derneği, köy muhtarlığı ve köyümüzle ilgili konuları yakından takip ettiğiniz için hepinize teşekkür ederim. Köyümüzle ilgili faydalı olabilecek görüş ve önerilerinizi web sitemizin ziyaretci yorumları alanında paylaşmanız, daha faydalı olacağı kanaatindeyim. Sitemizin yayinlamasini istediginiz haber, bilgi. belge ve resimleri bizimle paylasabilirsiniz. Olumlu veya olumsuz goruslerinizi, musait vakitlerinizde bu mecrada tum koylulerimizin takip edebilmesi için paylasminizi rica ederiz. Saygılarımla


Tüm ziyaretçi yorumları için tıklayınız.

Rize İkizdere Ilıca Köyü Derneği

© Copyright 2022  V4.1 Tüm Hakları Saklıdır. | Dernek Sitesi | Köy Sitesi


Top